Bu haftaki takıntım... ay pardon, favori şarkım karşınızda. Bu sefer şarkıyı sona atmadım, çünkü bu şarkı içlenmiş beni daha da içlendirdi. Güvendiğin dağların eline gelmesini, güvendiği dağlar eline gelen bilir çünkü. Böyle söyleyince içimdeki emekli olasıca sadık yargıcım "Abartma Emine sen de, eeh" diyor. Ben de ona dönüp diyorum ki "Bunun da bana önemsiz geldiği bir zaman elbet olacak, bırak da üzüntümü yaşayayım"
Bir ara şunu çok düşünüyordum; "Ya bir gün "Bir zamanlar ben neşeli bir insandım" cümlesini kurarsam?" Asla asla kendimi görmek istemediğim bir hâl bu. Neşemi kaybedersem kişiliğimi kaybetmişim, çocukluğumu kaybetmişim demektir çünkü. İçime zaman zaman dönmeye ihtiyaç duyuyorum ama ne kadar içe dönersem o kadar neşesiz bir insan oluyorum. Bu beni çok kötü hissettiriyor. Hemen de belli oluyor zaten yüzümden, kabak gibi.
İnsanın uzaklaşıp sonra dönebileceği bir evi olması ne güzel, ne kadar şükredilesi. Hatta şükrünü ne kadar eda etsen yetmez gibi. Evime geldiğim gibi tüm gerginliğim ıslak, is kokulu bir palto gibi sıyrılıverdi sırtımdan. Ya da buzluktan çıkarılmışım da yavaş yavaş çözülüyormuşum gibi, aktı gitti. Yumuşacık bir insan oldum bir anda. Özlenmek, sevilmek, düşünülmek tüm güzelliği ile karşımdaydı, hem de bunların hepsi birden! Ama bu hissin fazlası da zararlı, maalesef. Konfor alanına alışmış bir insanın gerçek hayatta yiyebileceği tokadı tatmış bir insan olarak bir daha o yumuşacık örtüye alışmak istemiyorum. Kendime şefkat göstermek için zaman zaman o örtüyü bürünüp iyi hissettiğimde mücadeleme devam etmek istiyorum.
Emine güçlenmek istiyor, Emine hüff denilince yıkılmak istemiyor. Emine bir dahaki yazıya çok güzel şeyler yazmak istiyor çünkü güzel şeyler yaşayacağına inanmak istiyor.
Bu senenin selameti için duaları ateşliyoruz. 2018 bizi 80 yerimizden bıçaklamış olsa da, karanlığa düşmüyoruz. İç huzurumuzun tavan yaptığı, tevekkülde zirveye ulaştığımız bir sene olması dualarımla... Gayrete devam :')