Arayan bulur...

28 Mayıs 2019 Salı

Haydi biraz neşeli şeyler konuşalım! -1-

Son birkaç ay içinde bana kendimi çok iyi hissettiren anlar yaşadım. Çoğaltmak ve unutmamak için burada paylaşayım dedim, fena mı ettim? Hiç de bile!
Bu anların hepsini yazdığımda metin fazlasıyla uzun olacağı için bunu bir seri hâlinde yayınlasam sanki daha iyi olacak gibi. Sürekli maruz kaldığımız kötü haberlere, can sıkıcı gündemlere bir diss olsun mu? Olsun! O zaman ilki ile başlıyorum! 


Sakarya'da, Adapazarı'nda bir Arap lokantası var. Tertemiz bir mekan, yemekleri özenli ve çok lezzetli. Şam sokaklarının savaşa kurban gitmeden önceki güzel zamanlarından fotoğraflar duvarları süslüyor, insan hüzünleniyor. Faslı dostum, canım Sarahcığım bizi götürdüğünde orada çalışan, 16 yaşında Iraklı bir kızla tanışmıştık. İsmi Asmar. İsmini sorduğumuzda "Yani bütün meyveler" demesi çok sevimli. Adını unutmamak için her sorduğumda bunu tekrarlamıştı. Yemeklerimizi söylerken biraz sohbet ettik. Irak'tan geleli çok olmamış. Türkçeyi öğrenmeye çalışıyor, çat pat konuşuyordu. Gözleri ışıl ışıl, biraz muzip. Ufak tefek bir kız ama sanki bir bakışıyla dümdüz edebilecek bir kuvvet seziyorsunuz. Çalışma hayatına bu kadar erken dahil olduğundan, bir kız çocuğu olarak kendisini korumaya çalışıyor belli ki. Biraz buruldum açıkçası. Yemeğimizi yedikten sonra vaktin çıkmasına fazla kalmadı diye namazı nerede kılabileceğimizi sorduk, cami biraz uzaktaydı. Ben şimdi ayarlayacağım, deyip gitti ve biraz sonra mutfaktaki erkek elemanları çıkarmış, bizi çağırmıştı. Namazımızı bitirdiğimizde biraz zorlanarak "Siz namaz kılıyorsunuz, ben Asmar sizi çok seviyorum" gibi bir şey dedi. İçimiz sıcacık oldu. Sonra bununla da kalmadı, "Menüde tatlı göremedik, tatlı var mı?" dediğimiz için gidip satılmadığı hâlde, dükkanda kendi yedikleri hurmalı kurabiyelerden getirdi, çayın yanına. Çok güzel anlar biriktirdiğim o günü ve Asmar'ı unutamadım.

Sakarya'ya son gidişimde Sarah ile konuşurken lokantaya gittiğini, Asmar'ın bizi sorduğunu ve yine hepimizi beklediğini söyledi. Birkaç işim olduğu ve daha çok da özlediğim için çarşıya indiğimde, tek başıma olsam da lokantaya gittim. Asmar beni camekanın arkasından gördü ve ciddi yüzü bir anda aydınlandı. Özlemiş gerçekten. Birbirimize sarıldık, bizim kızları sordu. Biraz sohbet etmeye çalıştık, Türkçesini biraz daha ilerletmiş gibiydi ama hâlâ zorlanıyordu. Ben yemeğimi söylemiş, naneli çayımı içerek beklerken o işlerini yaptı.

Sonra gelsin otursun diye seslendim. Elinde bir tabletle geldi. Söylediklerimi anlayamazsa tableti uzatıyor ben de translate aracılığı ile derdimi anlatmaya çalışıyordum. Ben anlayamazsam o yazıp bana veriyordu. Böyle sohbet etmeye çalışırken, bir yandan da lezzetli yemeğin verdiği keyifle "Humusu da falafeli de çok seviyorum" dedim. "Sana paket yapayım mı?" dedi. Ben de evde pişirmek üzere de sattıklarını bildiğim için onu söylüyor sandım, "Bilmem, ne kadar ki?" dedim. "Hayır, hayır, ben vereceğim", dedi. Yediklerimin aynısından bir paket daha yaptırmayı kastediyordu ve "Olmaz öyle şey, sen burada çalışıyorsun" dememle beraber saniyeler içinde ortadan kayboldu. İtirazlarımı asla dinlemedi, yemek hazır olana kadar yanıma gelmedi bile. Çok mahcup oldum ama onun yüreğinden kopan bu armağanıyla bir yandan da kalbimi sıcacık bir sevgi kapladı. Hesabı ödeyip çıkarken sarılıp teşekkür ettim. O sırada bir de elime renkli sakızlardan tutuşturmuştu. Elimde paketim, cebimde sakızlarım kendimi müthiş iyi hissederek çıktım oradan. Terapi gibiydi.

Düşündüm, bu kızcağızı daha ikinci görüşümdü ve aslında tek yaptığımız güleryüz gösterip candan davranmak, biraz sohbet etmekti. Ama bunun ne kadar sihirli bir şey olduğunu hatırlamak insana çok iyi geliyor. Bizim bu ufak adımlarımıza yapabildiği bütün iyilikleri yapmaya çalışarak karşılık vermeye çalışıyordu, koca yüreğiyle. Sevginin iyileştirici, bağ kurucu ve bağları kuvvetlendirici yönünü hayatımızın her alanına yaymamız gerekiyor. Mutluluk aslında bu kadar basit ve kolay ulaşılabilir bir şey. Hem bir şeye sevgi bulaşınca yaşamdan öyle bir lezzet almaya başlıyorsunuz, ânınız öyle bir renkleniyor ki... İnsan insana muhtaç ya. Birbirimizin sevgisine, ilgisine, güleryüzüne muhtacız. Bencillik çağında sevgiyi ve birliği diri tutmak zorundayız. İyileşmek, daha iyiye gitmek için. Yaralı ve karanlığa çekilen ruhlarımızı onarmak için bunu yapmak zorundayız. 

Sevgiye inanıyorum. Samimiyete inanıyorum. Özünü bulmaya, kalbini dinlemeye çalışan her insanın eninde sonunda iyileşeceğine bütün kalbimle inanıyorum. Yeter ki insanoğlu bu çabalara hak ettiği değeri versin, kendi rolünü ve muhatabını asla küçümsemesin. Sevgilerimle!



Heh, bu da şarkımız:



                              ZAZ-Qué vendrá