Arayan bulur...

30 Mayıs 2021 Pazar

Samimiyetle İstemek

İstemek mi daha kolay, yok diye şikayet etmek mi?

Son zamanlarda sık sık, farklı kişilerle bu konu üzerine muhabbet ettik de, tekrar düşüncelere daldım. En son ne zaman yana yakıla olmasını çok istediğimiz o şey için dua ettik? Tamamen Allah'a güvenerek, olacağından şüphe duymadan? Ya da hiç böyle bir dua ettik mi? Bu konuda beni sarsan, kendime, isteklerimde ne kadar samimi olduğuma bakmamı sağlayan bir olay var. Ugandalı arkadaşım Amina'nın hayatından bir kesit: 

Amina'nın ön iki dişinden biri, süt dişleri düştükten sonra tekrar çıkmamış. Orası bir boşluk olarak kalmış. Bu sebeple okulda arkadaşları alay edermiş, kendisi de gülmeye bile çekinirmiş dişlerini kimse görmesin diye. "dişim olsun, dişim olsun" diye sürekli dua ediyormuş. Sonra dişini yaptırmaya karar verdiğinde annesiyle beraber bir işte çalışmış, para biriktirmiş uzun süre. En sonunda gereken para birikmiş ve diş hekimine gitmiş. Ancak umduğu olmamış. Doktor implant yapamayacağını, yapılacak yer göz sinirlerine yakın bir yerde bulunduğu için görme kaybına neden olabileceğini söylemiş. Amina yıkılmış tabii. Ama dua etmeyi de bırakmamış bir yandan. Sonra Sakarya'ya okumaya gelmiş ve o sıralarda Türkçe hazırlık okuyormuş. Bir gün ağzında bir ağrı hissetmeye başlamış ama çok kuvvetli bir ağrıymış. Okulun Mediko'suna gitmiş, onlar da diş doktoruna gitmesi gerektiğini söylemişler. Neyse bir şekilde randevu alıp hastaneye gitmiş. Çekilen röntgende o boşluk olan dişin hizasında 2 tane diş varmış sıralı şekilde! Resmen bir diş isterken, Allah iki diş yollamış. Sonra tel takılmış vs derken şu an inci gibi dişleri var canım arkadaşımın. 

Bu olayı anlatırken şu cümlesi beni çok etkilemişti: "Dişim olduktan sonra bile dua ederken kendimi "dişim olsun" derken buluyordum" İşte ben burada, bu Allah'ın vereceğinden şüphe etmeden, olmayacak denmesine rağmen bıkmadan Allah'a dua etme durumundan çok etkilendim. Allah zaten verir, vermesinden dolayı bir hayret duymak sanıyorum ki ters bir durum olur. Ama kendime bir baktım duyduğumda, halâ daha bakıyorum. Hiç böyle sonsuz bir güvenle, sadece Allah'tan umarak, olmadığı hâlde umutsuzluğa düşmeyip yana yakıla istemeye devam ederek dua ettim mi? Yoksa ağzımın ucunda mıydı dualarım? Ne kadar kalptendi? Hâl böyleyken olmayan bir isteğim için üzülmem, umutsuzluğa düşmem, hatta şikayet etmem ne kadar mantıklı? Tabii burada şunu da söylemek lazım, salt dua edip beklememizi istemiyor Rabbim, bu hazırcılık olur. İstediğimiz şeyin sorumluluğunu almamızı istiyor. Tevekkül etmemizi istiyor. Aktif olmamızı, devamlı bir gayret içinde olmamızı istiyor. Yoksa sabah akşam dua eder, başka hiçbir iş yapmazdık. Hep "alan" konumunda kendimizi tutarak, hayata katılmadan, kendimizden bir şeyler vermeden isteklerimizin gerçekleşmesini beklerdik. 

Hayatı ve hayatın içindeki kendimizi çok iyi izlemek lazım. Ama böyle karamsar, yargılayıcı, kusur bulucu tarzda değil. Anda kalabilmek, o an içinde neler yapabileceğimizi ve bunun bizi nerelere götürebileceğini görebilmek, yaşadığımızı daha iyi hissedebilmek için. Satır aralarında anlam kovalamak gibi bir şey. Bazen insan kendini çok boşmuş, varlığı anlamsızmış gibi bir his içinde buluyor. Öyle olmadığını ispat edecek onaylar arıyor bazen. Ama en güzeli bu onayı kendi kendimize vermek. Bir düşünsenize, Allah güzel insanlarla çevrelesin hep etrafımızı ama, duyguları ifade etmekte son derece cimri olan, söylersem şımarır düşüncesinde olan ya da mutlu olmanızı istemeyen insanlarla bir arada yaşıyorsunuz mesela. O onay hiçbir zaman gelmeyebilir. Ne kadar eziyetli bir yaşam olur.

 Neyse, kafalar yeterince çorba olduysa şimdi biraz keyiflenelim. İyiyiz iyi: 

  Yağma yok! Güneş ısıtacak

Yağma yok! Denizler coşacak