Arayan bulur...

15 Aralık 2022 Perşembe

Zihin Halayı

Selamlar,

Düşüncelerin kafamdaki halayı hiç bitmiyor ama sevindirici olan, bu halayın varlığını kabul edip eğlenceye katılabilmem. İlla o sonsuz halay döngüsüne girerek değil de, uzaktan izlemekle de keyif alınabiliyor ya hani, ben de zihnimdeki halayın ahengini biraz olsun uzaktan izleyebilmeye yaklaştım. Sanırım. (Mamudo kurbanlara selam olsun) 

Hoşgörü ile ilgili bir tez yazıyorum ve ulaştığım düşüncelerden biri şu: Hoşgörü, bir başka insanın düşünceleri seninkilerle taban tabana zıt olsa da, böyle pamuk şeker hislerle, gözünden ışıltılar çıkarak karşındakine kucak açmak gibi bir şey değil. Sadece, karşındakinin gerek inancı, gerek yaşadığı ortam, gerek mizacı ve karakteri dolayısıyla, hayatta senden farklı sonuçlara ulaşabilmiş olduğunu, farklı düşünce ve davranışlara sahip olabileceğini doğal görme ve kabul etme durumu. Eğer senin düşüncelerine bir şekilde yaklaşacaksa da, bunun herhangi bir dayatmayla, üstten alta, hiyerarşik seyreden bir zeminde olamayacağı. Ya da o senin düşüncelerine kıymet verip, merak edip, talep ederse bunun yolunun açılabileceği. Yani öncelikle karşılıklı olarak iki insanın birbirini olduğu gibi görebilir hâlde olması lazım. İnsanın kendine hoşgörüsü nereden başlıyor peki? Yine kendini; aciz olduğunu, hata yapabilirliğini, iniş çıkışlarını kabul edebilmekten. Bir yolculukta olduğunun ve nefesin oldukça her an bir şeylerin değişebileceğinin bilincinde olmaktan. Kendini bu şekilde kabul etmedikçe, karşındakinin buna doğal olarak hakkı olacağını düşünemiyorsun zaten. Tabii, sınırsız bir alandan söz etmiyoruz. Sınır ihlali, manipülasyon, kasıtlı kötülük hâlleri vs. hoşgörü kapsamına girmiyor.

Hepimiz hoşgörülmeyi istiyoruz ama bu konuda ne denli gelişmiş olup olmadığımız, genel itibariyle muhataplarımızdan göreceğimiz tavrı belirleyen şey oluyor, bir yerde. Hata yapmakla derdin neyse onu halledebildin mi, kendini bu kibre götüren dolaylardan kurtarabildin mi, cidden doğal görüyor musun bu süreçleri? En azından yolda mısın?

Yola çıkmak kolay değil, son derece farkındayım. Şahsım, bizzat kendim üzerinde uzun süredir çalışıyor. Ve bu her zaman "canım kendim, oy yanağımdan makas alayım, aman da omzumu öpeyim, kendime kahve ısmarlayayım" tatlılığında gitmiyor. Kusurlarınla, yaralarınla yüzleşmişken, içinde bir rahatsızlık, bir acı varken ve bunun seni geri düşürdüğünü, bir şeylerden alıkoyduğunu gördüğünde de şefkatli olabilmek, kendine uzaktan bakabilmek ve bunu halletmesi için zaman ve alan verebilmek, çok çok meşakkatli. Kulağa bile bir garip geliyor, ilk etapta. Ama bu konuda da biraz biraz ilerlemişim gibi hissediyorum ve bundan çok mutluyum. 

Sürecimde çıkardığım derslerden biri şu ki; kendini inşa edememiş, kendi içini dolduramamış birinin bir ekibin parçası olabilmesi ne zor. (Rahmetli Doğan Cüceloğlu bir ekibin parçası olmanın önemini ne güzel anlatır) Kendi boşluklarını, kendi ihtiyaçlarını o kadar duyar hâlde olursun ki, öteki için, ötekinden dolayı bir şey yapıyor olmak zoruna gider, zorlanırsın. Ama nihayetinde, insan olarak insana ihtiyacımız olduğunu kabul etmek gerek ve kendine değer ve emek vermeyi, sadece ve en çok kendinle dolu bir hayattan ibaret görmemek önemli. Denge. Birey olmakla kafayı bozmak değil bu sebeple; bireyliğinin içini doldurmak sadece. Kimlik sahibi, değer sahibi olduğunun bilincinde olarak dış dünyada var olmak.

Kafam bunlarla çok meşgul, evet. Bir üretim içerisindeyken, içine daha çok döndüğünde, kendi kendine daha çok kaldığında, kendinle ilgili meseleler biraz daha fazla su yüzüne çıkabiliyor. En azından benim kendi yolculuğumda yaşadığım ve beni zorlayan şeylerden biri bu oldu, oluyor. Ama geçen haftalarda karşı karşıya geldiğim ve sıkı sıkı sarılabildiğim Tülay Kök'çüğüm kısa diyalogumuz içinde dedi ki, "Üretim ve iyileşme birlikte gidiyor zaten. Her şeyi hallettim, şimdi üretebilirim, diye bir şey yok." Evet, meşguliyetle iyileşiyoruz. Son birkaç senedir iyice farkında olduğum ve hayatımda idrak ettiğim en güzel bilgilerden biri bu. "Bir işi bitirince bir işe koyul"daki hikmetler. (İnşirah, 7. ayet) 

Zihin halayından kastımı görüyorsunuz değil mi? Nasıl başladım nasıl bitirdim. İşte, ben de böyle bir rengim.

Selametle, sevgiyle, duayla.