Arayan bulur...

31 Aralık 2017 Pazar

Siftah benden, bereketi Allah'tan.

Merhaba, selamun aleykum, ehlen ve sehlen, hola, hello, konnichiwa... 

Yazmayı çok seven ama okutmayı bir türlü sevememiş, çekingen kalmış bir insan olarak blog açıp açmama konusunda kendimle çatıştım durdum. Aslında her zaman anlatacak, paylaşacak bir şeyleri olan biri olduğumu söyleyebilirim. Ama bunların kayda değer olması ve okuyan insana bir şeyler katacak olması çok mühim. Yazmış olmak için yazılmaması, samimi olması, ufak da olsa bir mesaj taşıması vs. Ancak şunun da farkındayım ki; "İşleyen demir ışıldar/pas tutmaz", "Zahmetsiz rahmet olmaz" ve -en sevdiğim- "Öğrenmenin acısını bir müddet tatmayan, hayatı boyunca cehaletin zilletini tadar" (İmam Şafii). Demem o ki, eğer yazı yeteneğimin gelişmesini istiyorsam ya da her neyin gelişmesini istiyorsam, üzerine gitmeliyim, çekincelerimi bir kenara bırakmalıyım. Bu farkındalıkla siftahımı yapıyorum, hayırlı uğurlu olsun! (kurdele kesiliyor, alkışlar)

Her yeni gün aslında yeni bir başlangıçken, her gün takvimimizdeki sayılar değişiyorken yeni bir yılın gelmesi hepimize ayrı duygular katıyor; ama iyi, ama kötü. Çoğumuza yeni bir başlangıcı çağrıştırıyor. Bu vesileyle geride bıraktığımız 2017 yılını benim açımdan şöyle özetlersem;

-Yüksek lisansa başladım. 4 yılımın geçtiği Sakarya'da, sürekli tanıdık yüzlerle karşılaşmaya alışık olduğum şehirde, üniversitemin kampüsünde bambaşka insanlarla bir arada olmak biraz buruk hissettirmekle beraber güzel bir deneyimdi. 

-KYK yurdunda kalmak da nasipte varmış. Benim "çikolatalarım" dediğim, 3 Afrikalı (Fas, Etiyopya ve Uganda) ve 1 Antalyalı güzel kızla beraber çok güzel günler geçirdim. Reyhan Ablamın inanılmaz "network"ü sayesinde bir anda yurtta bir sürü insanla tanışık hâle geldim ve bir sürü farklı ülkeden, farklı renkten (hem ten hem ruh olarak), farklı şehirden arkadaşlarım oldu. Aslen Somalili olan Etiyopyalı çikolatam Kadra'dan Somali dilinde tekerleme öğrendim mesela. Sarah (ben ona Moroccan Tea'm diyorum) bana neşesi ve güzel sohbetiyle... az kalsın unutuyordum, ihtiyacım olabilecek her eşyaya sahip olmasıyla! sene boyunca hep destek oldu. Hâlâ da olmaya devam ediyor. Amina dost canlısı, kıpır kıpır bir kız. Adaş kelimesini ona öğretmiş oldum ve birbirimize böyle seslenmeye başladık. Hiç beceremediğim halayı çat pat öğrettim, danslar ettik, şarkılar söyledik beraber. İnanılmaz güzel anılar kaldı geriye. Ayrıca güzel sözleriyle bana kendimi çok değerli hissettirdiler. O sıralar çok ihtiyaç duyduğum bu hissi ömrüm boyunca unutamam sanırım. 

-Enis Hocamın vesilesiyle 1.5 ay kadar Sakarya Üniversitesi Kütüphanesi'nin dijitalleştirme projesinde çalıştım ve bu benim 8.30-17.00 çalıştığım ilk iş tecrübemdi. Pek çok farklı Osmanlıca eserin orijinal baskılarını, birçok tarihi kaynağı bizzat görmüş oldum, hoşsohbet iş arkadaşlarım oldu... Bunların yanında hayatın şu yanıyla tanıştım; işten arta kalan zamanlarda yazmam gereken makaleleri uykusuz geceler geçirerek yetiştirmek zorunda kaldım, yurdun etüt odalarında uyuyakaldım, pek çok haftasonu ailemin yanına gidemedim, hastalıktan kırılırken dizime gelen karlara bata çıka işe gitmek durumunda kaldım, omzum bütün gün bilgisayar başında eser kontrolü yapmaktan mahvoldu, dakikanın nasıl para ettiğini de öğrendim...  

-Daha fazla yalnız kaldım, daha fazla kendimi dinledim, daha fazla güçlü ve zayıf yanlarımı keşfettim... Bu bana çok iyi geldi. Yıllarca kendimi ertelemiş olduğumu, herkese gösterip durduğum sevgi ve şefkati bir tek kendime göstermediğimi fark ettim, çeşitli vesilelerle. Yalnızlık çok iyi bir öğretmen ve gerçek hayatla yüzleşmek ve gerçekten büyümek istiyorsa bir insan, bir müddet yalnızlığı tatmalı. Eskiden yalnız alışveriş yapmak, yalnız gezmek, yanımda arkadaşım yokken bir cafede oturup çay kahve içmek benim için olası bir şey değildi. Şimdi kendimle de mutlu olabiliyorum, ânımın tadını çıkarabiliyorum. Bu benim için gerçekten çok önemli bir dönüm noktası oldu. 

-5 yıldır "iki düzenli" bir hayat yaşıyordum. Sakarya'daki hayatım ve İstanbul'daki hayatım arasında gidip gelmek bazen çok iyi geliyor ve zevk veriyor olsa da çoğu zaman yorucu ve yıpratıcıydı. Tabii ki Sakarya'yı, doğasını, huzurunu hâlâ özlüyorum ancak sabit bir düzene de hasret kalmışım. 
Tek düzene indiğim, kalıcı olarak İstanbul'a döndüğüm için en çok mutlu olduğum şeyler; özlediğim mekanlara, Üsküdar, Kuzguncuk, Çengelköy, Fatih, Sirkeci gibi özlediğim semtlere istediğimde gidebilmek ve akrabalarımla, dostlarımla, uzun zamandır görüşemediğim arkadaşlarımla daha çok ve daha rahat bir araya gelebilmek. Şöyle dönüp baktığımda, arkadaş toplantıları anlamında bu sene başıma/başımıza gelen en güzel şey, babalarımızın üniversite yıllarından arkadaş olması vesilesiyle tanışıp bir araya geldiğimiz çok kıymetli kızçelerle 2 ayda bir düzenli olarak toplanmaya başlamamız ve muhabbet tazelememiz. Maşaallah, hepsi o kadar bilinçli, o kadar aktif ve güzel yürekli kızlar ki, bu grubun bir parçası olmak ve bu grubun gittikçe genişlemesi beni çok mutlu ediyor. Her toplantıda yeni bir yüz görüyor, zaman zaman yeni şeyler öğreniyoruz. Bizi ağırlayan ev sahibinin yükünü hafifletmek için herkes yiyecek bir şeyler getirmeye çalışıyor, masamız güzel yiyeceklerle doluyor. Hem karnımızı, hem gönlümüzü doyuruyoruz. Kıymetini bilmek gerek. İyi ki varlar! 

-Yine Sakarya'dayken yapmak isteyip de yapamadığım veya yarım bıraktığım pek çok şey vardı. İstanbul'a dönmek için sabırsızlandığım noktalardan biri buydu. İşte bunlardan biri olan, yıllar önce yarım bıraktığım keman eğitimime de devam etmek istiyordum ve yazın tevafuken Akşam Hareketi'nden Gülnihal Aydınlı'nın ilanını gördüm. Hemen mesaj attım ve Ağustos ayında derslere başladık. Kendisiyle çok güzel günler geçirdik. Kısıtlı bir süreydi ama bana çok faydası oldu. Beni pek çok açıdan motive etti.

-Bir türlü laftan öteye gidememiş ancak bir gün gelip bir zorunluluk olarak karşıma dikileceğini bildiğim İngilizce öğrenme meselesine de YDS'ye hazırlanma vesilesiyle kursa yazılarak ilk adımımı atmış oldum. Kuzenim, kardeşim Halime'mle uzun gece sohbetlerimizden birinde, "Ne var canım halledemeyecek, karar veriyoruz ingilizceyi bu sene hallediyoruz!" diye birbirimize cesaret vermiştik. Ancak ufak tefek çalışmaların dışında somut bir adım atamamıştım kendi adıma. Zaten dil yeteneğim yok diye yıllarca kendimi kısıtlamış, yapamayacağıma inandırmıştım kendimi. İngilizce meselesi benim için kocaman bir tabuydu. Bununla beraber dil kurslarına olan güvensizliğimden dolayı da çekingendim bu konuda. Bana sadece gramer verecekler, pek bir şey katmayacaklar, diye düşünüyordum. Ama çok şükür bu önyargım kırılmış oldu. Çok iyi hocalar çıktı karşıma ve beklediğimden çok daha iyi bir ortamla karşılaştım. Samimiyetleri, teşvikleri için sınıf arkadaşlarıma çok teşekkür ediyorum. Ancak burada özellikle Kanadalı hocamız Sam'e çok büyük bir teşekkür etmek istiyorum, kendisi bunu henüz okuyamayacak olsa da. (Şu an Türkçe bilmese de gayreti sayesinde bir gün öğrenecek, buna eminim.)  Tek tek seviyelerimize, eksiklerimize göre bizimle ilgilendi, bize yardımcı olmak için elinden geleni yaptı. Beni dil öğrenebileceğime inandırdığı için minnettarım.

Eveet, kavanozdaki büyük taşlar bunlardı. Yaşadığım acı tatlı her tecrübeye, her duyguya, buna vesile olan herkese minnettarım. Beni güçlendiren, bir adım ileriye götüren her kilometre taşına minnettarım. Bütün bunların neticesinde şükürler olsun ki, kendime daha çok değer veriyorum, sınırlarımı daha iyi biliyorum, dost gibi dostlarımı daha bir sevip, daha bir sıkı sarıyorum, hepsinin kıymetini daha iyi anlıyorum. Bana kendimi değersiz hissettiren kim varsa, kalp kırmaktan başka hiçbir işe yaramayan, yapıcı olmayan eleştirileri, iğneleyici sözleri ve davranışlarıyla kendimi sevmememe neden olan kim varsa hayatımda olmamalı, bunları bana söyleyecek kadar yakınımda olmamalı, bunu çok iyi biliyorum ve altını kocaman kocaman kocaman çiziyorum. 

Tüm bu öğrendiklerim neticesinde şu nasihatler 2018 yılındaki Emine'ye ve biraz motive olmaya ihtiyaç duyan herkese gelsin: Erteleme, kendine değer ver, dünyaya değer ver, yardım et, gayret et, düştüğün yerden devam et! 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder