İçinizdeki çocuğu kaybetmeyin, diye bir şey de duyuyorduk mesela hep. O da şöyle bir şeymiş; yaş aldıkça çocukken bizi çepeçevre saran o yumuşacık örtü, zihnimizdeki o koruyucu perde aralanmaya başlıyor ve aslında hep içinde olduğumuz gerçekler flu ve biraz da pembe haldeyken keskinleşmeye başlıyor. Görüntü netleşince de acıtıyor. Bu sefer daha hırçın, daha korkak, daha temkinli biri olmaya başlıyorsun. Bütün acılardan, bütün risklerden kaçmaya başlıyorsun. Güzel duygular bile seni korkutuyor, çünkü bu duyguların yerini acıya bırakacağından endişe etmeye başlıyorsun. Bu yüzden güzel duygular yaşayamıyorsun. "Şöyle tam bir oh", diyemiyorsun. Tebrikler(!), artık bir yetişkinsin! İşte içindeki çocuğu kaybetmeme; tüm bu sıkıntıların varlığına rağmen hayatta gülümsetecek, içini sıcacık yapacak, heyecanlandıracak bir şeylerin hâlâ varolduğu inancını yitirmeme anlamına geliyor.
Kendime bunu yitirmemek üzere söz verdim. Bu sebeple her gün bunu yaşatmama yardımcı olacak küçük bir an oluşturmaya çalışıyorum.
İçimde oluşan tüm karanlıklara, tüm umutsuzluklara rağmen aradan sızabilecek küçük bir ışık bulmaya çalışıyorum.
Dostlarıma tutunuyorum. Dostlarımın bana tutunmasıyla güçleniyorum.
Hayvanları, bilhassa kedileri inceliyorum (çünkü daha bir şahsına münhasırlar, onları seyretmek çok eğlenceli). Onların masumiyeti, doğal davranışları, şaşkınlıkları içimi neşeyle dolduruyor. (Çaktırmayın, bazen sokakta kendi kendime güldüğüm oluyor) Kedilerin ellerimde bıraktıkları tırnak izlerini umursamıyorum, hoşuma bile gidiyor. (Mazoşist değilim, kedi seven patisine katlanır)
Mükemmellik değil, huzur odaklı yaşamaya gayret ediyorum. Huzur oldukça kendimi tam hissediyorum. Huzurlu bir an elde etmenin çok zor olduğu bir şehirde yaşarken, bir nevi huzur kovalayıcısı oluyorum.
Bunlar benim ne kadar kontrollü, kararlı olduğumu göstermiyor aslında; yaşama tutunma şeklimi anlatıyorum size. Olumsuzluk o kadar çevrelemiş ki etrafımızı, biraz temiz hava almak çok zor. Ben de dalgalanıp dalgalanıp duruluyorum. Kendime böyle bir yol çizdim. Birilerine iyi gelmeye, kendimi iyileştirmeye, güzellikleri görmeye ve göstermeye odaklandım. Çünkü maddeye odaklı yaşam bir gelişme sağlamıyor. Ne zaman iş kaygısı, eş kaygısı, gelecek kaygısı gütsem boğuluyorum. Teslimiyet duygum sarsılıyor, mutsuz oluyorum. Zaman zaman zorlanmakla beraber; elimdeki en büyük hammaddeye, kendi ruhuma yönelince, kendimi tanımaya gayret edince, eninde sonunda, kazanç elde etme ihtimalim %100. Kârlı yatırım.
İki huzurlu şarkı ile yazıyı noktalıyorum. Yoksa daha konuşacağım:



"umma" Yazı harika olmuş, müzikler ve resimler daha da harika.Aslında insanın dönüp dolaşıp geldiği yerdeki sorun tedirginlik,korku ve endişeyle andan uzaklaşma.Hep anda kalma dileğiyle iyi akşamlar kedili emi����
YanıtlaSil