Arayan bulur...

15 Aralık 2020 Salı

Neler oluyor hayatta?

Evvet, sonunda geldim. 

Bu yazıda size son zamanlarda hayatımda memnun olduğum, uzun zamandır bekleyerek, zaman zaman açlığını, acısını çekerek sonunda kavuştuğum birkaç gelişmeden bahsetmek istiyorum. Bu beklemeler, bu acılar, bu çabalamalar bana öyle çok şey kattı ki, bir daha yaşamayı hiç istemem ama iyi ki yaşamışım. 

Şimdiiiii... Eylül ayı itibariyle seramik kursuna başladım. Seramiğe olan bu ilgimin hikayesini özetleyecek olursam: 

Babam metalurji ve malzeme mühendisi. Biz çocukken seramik çamuru numunelerinden eve de getirirdi, masa başında oturup kendi kendimize oynardık, minik tabaklar tencereler yapardık. Tabii oyun hamuru mantığıyla tamamen. Yıllar sonra 2018 Ramazanı'nda, arkadaş grubu olarak Gri Seramik'te bir seramik boyama atölyesine katıldık. Uzuun zaman sonra elime fırçayı alıp bir seramik kupa boyadım. Ne çıkacağını bilmediğim, asıl rengi belli olmayan seramik boyaları beni hayrete düşürdü. Hoca bu mavi diyordu ama önümdeki başka bir renkti. Kafamda bir şekil olmadan o anki hislerimle boyamaya başladım. Öyle iyi geldi, öyle iyi geldi ki... Zihnimi uzuuun zamandır olmadığı kadar berrak hissettim. Çok keyif aldım ve çok ihtiyaç duyduğum o hissi hiç unutamadım. Zaman zaman hep andım, o anı aradım. 

  

Yüksek lisans sürecim bir çıkmaza girmişti ve en sonunda işin içinden çıkamayarak tezimi yarım bıraktım ve yüksek lisans yapmakta olduğum Sakarya'dan bu şekilde ayrılmış oldum. Benim için hiç kolay bir süreç değildi. Bütün özgüvenim yerle bir olmuş, iyi hislerimi, potansiyelimi, hayal kurabilme yetimi kaybetmiştim. Uzun süre bunun mücadelesini verdim ve seramiğe olan özlemim, üretme ihtiyacımın ortaya çıktığı her an içimde kabarıyordu. Aslında genel olarak elimde bir toprağa temas etme ihtiyacı hissediyordum zaman zaman. Kendimi bildim bileli bu vardır bende. Seramik bu anlamda bana çok uygun bir sanat ve zanaat dalı.

Bu hislerimden sık sık bahsettiğim kardeşim ve kardeşimden ayırmadığım kuzenlerim doğum günümde bana harika bir hediye verdiler. Atölye Bebek'te 2 saatlik bir seramik atölyesiydi bu. Çılgınlar gibi sevindim. O kadar o kadar mutlu oldum ki...  



Nisan ayında Reyhan Ablamla beraber Ordu'ya, hem gezmeye hem de Ordu Üniversitesi'ndeki Genel Türk Tarihi Kongresi'ne katılmaya gitmiştik. Dağ bayır gezerken birçok çiçek toplamıştım kurutmak için. Atölye hediyesini aldıktan sonra gideceğim zamana kadar kafamda bir şeyler tasarlamaya çalıştım. Sonra aklıma toplamış olduğum çiçeklerle bir çalışma yapabileceğim geldi, örneklerini görüyor ve çok beğeniyordum. 
Atölye günü geldiğinde uça uça Bebek'e doğru yol aldım. Harika güneşli bir gündü. 
Atölyeye vardığımda Irmak Hocayla tanıştım ve geliş hikayemden, yapmayı düşündüğüm çalışmadan bahsettim. Elimdeki bitkilerden bazıları çok ince yapılı olduğu için seramikte çok görünür olamayacaktı, o yüzden daha damarlı bitkilere ihtiyacımız olduğunu söyledi. Birlikte bahçeye çıktık ve birkaç farklı yaprak topladık. Daha sonra çamuru nasıl şekillendirip nasıl açacağımı ve plaka yöntemiyle nasıl tabak yapacağımı gösterdi. Sonrasında bitki baskılarımı ve tabağımın kenarlıklarını da yaptım. Tamamladıktan sonra kurumak ve fırınlamak üzere bırakarak, daha sonra boyamasını yapmaya gelmek üzere atölyeden ayrıldım. Sonraki seferde Halime'mle birlikte gittik. Boyamasını da gerçekleştirdim, fazla uzun sürmedi. Sür-sil yöntemini de bu sayede öğrenmiş oldum. 
Üçüncü seferde de tabağımı teslim almaya, yine tek başıma gittim. Zarar gelmesin diye nasıl korka korka taşıdığımı bir ben bir Allah biliyor. Ama çok mutluluk vericiydi, sıfırdan bir ürün ortaya çıkarmak. Vapurdan iner inmez dayanamayıp paketinden çıkardım ve bankta aşağıda gördüğünüz fotoğrafı çektim. Yine harika bir güneş vardı.
Anlık paylaşımım böyleydi. Gözlerimden kalpler çıkıyordu o sırada. :)
Üsküdar'ımın şahit olduğu güzel bir an daha oldu bu :')

   


O güzel günden sonra uzun bir süre seramikle ilgili bir şey yapamadım ama hep içimdeydi. Üzerinden 1 yıldan fazla geçmişti. Kendimi ayağa kaldırma ve potansiyelime ihanet etmeme çabalarım devam ederken, yüksek lisans sınavlarına da hazırlandığım stresli bir süreçte dayanamayıp, ben artık seramiğe başlıyorum ya, diyerek bir aşka geldim ve atölye araştırmaya başladım. Canım sanatçı arkadaşım Sümeyram ile konuştum, o da benim için minyatür sanatçısı arkadaşı Ayşe Tak ile konuşmuş. Onun tavsiyesi ile Erenköy'de bir atölye olan Roots Ceramic ile iletişime geçtim. Bir gün kahveye gelin, tanışıp konuşuruz diyerek, çok tatlı bir şekilde beni davet etti. Aradan çok geçmeden soluğu atölyede aldım. 

Enerjimiz o kadar uydu, o kadar güzel sohbet ettik ki, ben kurs için buraya gelmeliyim, dedim. Nasıl uçarak oradan çıktığımı, bu hissi ne kadar özlemiş olduğumu fark ettiğimi, heyecanla Halime'mi aradığımı asla unutamayacağım. Ailemle de istişare edip üzerinden çok geçmeden kursa başladım.

Her kurs günümü tek tek anlatmayacağım tabii ki ama şunu söylemeliyim ki, neden ve neyin hasretini çektiğimi çok iyi anladım. Çamuru şekillendirmek, renklerle iç içe olmak, bir şeyler tasarlayıp bunu somut bir hale dönüştürmek, yeteneklerimi görmek, kusurlarımı görmek... Koşuşturmalı, hele son zamanlarda ayrı bir bunaltıcı, sıkıntılarla dolu dünyanın içinde sana ait yeni bir dünya açılıyor sanki, oraya kaçıp biraz ferahlıyorsun. Sanatın her alanı için bunu düşünüyor ve  her insan için bunu gerekli görüyorum. İşin birde gerçek manada terapi kısmı var; iyileştirici, dönüştürücü bir yanı var sanatla uğraşmanın. Mesela ben kaygılı bir yapıya sahibim, yanlış yapacağım diye çok gerilirim. Önümde altı üstü bir seramik çamuru ve sıfırdan gözümün önünde şekillenen bir çalışma var. Bir hata yapsam varolan hatayı telafi etme ya da en kötü durumda sıfırdan yapma şansım hep var. Buna rağmen o kadar geriliyordum, o kadar korkuyordum ki yanlış bir şey yapacağım diye. Orada hocamın bana "hata yapsan ne olacak ya, hiç olmadı bir daha yaparız" demesi ve zamanla buna ikna oluşumu, rahatlayışımı mutlulukla izledim. Hata yapmayı öyle kötü kodlamışım ki beynime, zevk ile yaptığım bir işte bile beni bu denli sıkabilmiş. 

İlk ürünlerim ❤️


Tam 2.5 ay olmuştu ki kursa başlayalı, yüksek lisans sonuçlarımdan biri olumlu geldi ve İstanbul Üniversitesi'ne kayıt yaptırdım. Taze bir başlangıç yapacak olmak beni çok heyecanlandırdı. 2 yıldır kendi hayatım açısından hasret kaldığım olumlu gelişmeler sonunda beni bulmaya başlamıştı. Bu süreç tezi bıraktığım günden itibaren benim için oldukça gergin geçmişti, defalarca başarısız oldum, özgüvenim yerlerde süründü ancak korksam da denemeye devam ederek bu karanlığı yarıp çıktım. Tortularının kaldığını sonucu olumsuz gelen yüksek lisans mülakatlarımda gördüm ancak eskiye oranla iyi kotardığımı düşünüyorum. Bunda o sıralar seramikle uğraşmamın da büyük payı oldu bence. Zaten sakinleştiriyor, nötrleştiriyor beni, üstüne canım hocam da bir abla gibi bana destek verip beni yüreklendirince çok daha yumuşak geçirdim o durumları.


Bunun yeri çok ayrı, desen tamamen benim hayal dünyamdan çıktı diye galiba. 

Seramiğe dair daha çoook şey anlatabilirim ama burada kalsın. Ve yüksek lisans maceram ile ilgili de ayrı bir yazı yazabilirim. Çünkü çok acayip, bol bol ders çıkarıp acılarımı kucaklayarak gelişmeyi tattığım, yıkılıp yıkılıp ayağa kalkmayı tecrübe ettiğim önemli bir dönüm noktasıydı benim için. Daha iyi hissettiğim bu noktada düşüncelerimi toparlayıp yazmak istiyorum inşaallah. Bu daha çok seramik başlangıcıma dair bir yazı olsun istedim. 


Haydi tatlı bir şarkı gelsin, çok konuştum yeter:



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder