Arayan bulur...

16 Ekim 2018 Salı

Başlangıç İçinde Başlangıç


2018'in adını "Çaba" koydum. Bu senenin alt başlıklarına baktığımızda ise "çırpınma", "yorgunluk", "sorgulama", "farkındalık", "yenilenme" vb. kelimeler bizi karşılıyor. Bu sene için bir sürü plan yaptım. Planlar yaparken başıma bir sürü şey geldi. Önce bir sarsıldım. Sonra eyvallah, dedim, aldım bağrıma bastım, devam ettim. Dalgalanıp dalgalanıp duruldum. O dalgalar geride bir sürü tortu bıraktı. Onları temizlemeye uğraştım. Bir yaş daha büyüdüm ama ilk defa geride bıraktığım yaşlarımın yükleriyle de ilgilendim bu sene. O yüzden sanki gerçekten büyüdüm. Büyümenin acısı, çocukluğun bir daha yakalanamayacak masumiyeti ve bir çocuğun rengarenkliği arasında fark edilemeyen acıları zihnimde dolandı durdu. Kendi sürecim ve dostum Gamzi ile yaptığım muhabbetler bu düşünceleri zihnimde uyandırmışken, karşıma çıkan Nihan Kaya'nın Kırgınlık isimli kitabından alıntılar beni çok etkiledi:
"Çocukluk bir cehennemdir. Bunun en önemli nedeni, çocukken bize yapılan yanlışların yanlış olduğunu bilmememiz. ... "Cehennem acı çektiğimiz yer değildir. Cehennem, acı çektiğimizi hiç kimsenin bilmediği yerdir." Yerleşik bakış açımız, çocuğun ne zaman, neden ve nasıl acı çektiğini fark edebilmemizi önler maalesef. Daha kötüsü, yetişkinin farkında olamadığı bir şeyin farkına çocuk da varamaz. Çocuk, acı çektiğini bilmeden, anlamadan, tanımlayamadan acı çeker."

O kadar doğru ki... Çocuk ağlar, ya ağzına yemek tıkıştırırız ya da dikkatini dağıtmaya çalışarak bir an önce susması için uğraşırız. Çektiği acıyı tanımlayabilecek bir zamanda değildir ve bizim ona destek olmamız gerekir ama yok saymayı tercih ederiz, bilinçli veya bilinçsiz. Çünkü yetişkin dünyamızda o kadar fazla stres ve gerginlik vardır ki, bir de çocuğun dünyasına inerek, ona ulaşmayı önemseyerek acısını tanımlamaya "hâlimiz yok"tur.
Henüz anne değilim, çocuk baktım ama hiç çocuk yetiştirmedim. Nasip olursa anne olduğumda nice imtihanlar yaşayacağım belki, kınamayayım diye uğraşsam da bir şekilde üzülüp kınadığım şeyler başıma da gelebilir. Haddimi aşmak asla istemem. Ama o kadar üzülüyorum ki bazı şeylere, ne olur böyle bir anne olmayayım, diye geçiriyorum içimden. O tertemiz dünyası içinde merakla hayatı öğrenmeye çalışırken, ihtiyacı ilgi ve şefkatken, aslında kendisi ilgilenmediği için tekrar tekrar "anne", "baba" diyen çocuğuna tahammül bile edemeyen ebeveynler gözlemliyorum. "Yeter, anne deme artık!" diye çocuğuna bağırıp eline telefon tutuşturuyor. Bir kere anne, baba kelimesini duymak için ağlayıp dualar eden nice insan varken, ne trajik değil mi? Yine bu sene, üç gün içinde en az 3 çocuğun annesinden tokat yediğini, hırpalandığını gördüm. O dayağı hakedecek kadar kötü ne yapmış olabilir? Hele bir çocuk artık arsızlaşmış dayak yemekten, ağlamadı bile. İçim liğme liğme oldu. Hayatı boyunca kimbilir nasıl ve nerelerde bu acıları karşısına dikilecek, belki anlamayacak bile hislerinin, davranışlarının nedenini...
Unutmamak gerekir ki, bir insanı yetiştirmek "saçını süpürge etmek"veya "yedirip, içirip, giydirmek"ten ibaret değildir. Ruhunu aç bırakmak, kalbini sevgisiz bırakmak bir çocuğa yapılacak en büyük kötülük ve maalesef geri dönüşü de yok. Bunun için öyle bir sürü kişisel gelişim kitabı bitirmeye, pedagog pedagog gezmeye de gerek yok, üstelik. Şüphesiz, beslenmemiş bir ruh, sevgisiz bir kalp besleyemez başka birini. Tam burada başa dönecek olursam, benim için 2018 ruhumu beslemeyi her şeyin önünde görmeye başladığım bir sene oldu. Bencillik ile kendini sevmek ve önemsemek arasındaki farkı gördüm. Kendimi sever ve önemsersem, hayattaki rolümü önemsersem ve değişimi kendimden başlatırsam kendi hayatıma da, sevdiklerimin hayatına da, tanımadığım insanların hayatına da ışık olabilirim, diye düşünüyorum. Derinlere dalmaktan korkmamak gerek. Her şeyin, herkesin sevilecek yanını bulmak gerek. Gözlemlemeyi çok sevmek gerek. Kaçmamak gerek. Her gün biraz çocuk olmak gerek. Kalp kırmaktan çok çok çok korkmak gerek. Ama hayattan korkmamak gerek. Gerek, gerek, Allah Allaaah gereek. (Parlayan Yıldızlar Takımı'na selam olsun!)

Sizleri en kalbî duygularımla selamlıyor, buradaki her bir harf kadar sevgilerimi gönderiyorum!

Bu aralar yüreğime dokunan bir iki şarkı var. İzninizle:


Tual-Pencere


Cemali-Sever Misin O Zaman 

Bunlar çok ağır oldu sanki, azıcık hareket mi katsak?


twenty one pilots-Stressed Out

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder